Merhaba güzel insanlar

13/9/2008

Kanal 7 ve Deniz Feneri'ne SPK kalkanı

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi, Deniz Feneri davası ile ilgili olarak CHP Genel Merkezi'nde bir basın toplantısı düzenledi. CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri ve Kanal 7 arasındaki ilişkinin tüm ayrıntılarıyla medyada yer aldığını anımsatarak, hazırlanan iddianamenin 60. sayfasından yer alan "Yapılan soruşturma ve araştırmaların CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi, 100 yılın iyilik hareketi" olarak başlatılan Deniz Feneri'nin "100 yılın soygun hareketine" dönüştüğünü söyleyerek, Hükümet ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yönetiminin Kanal 7 ve Deniz Feneri ile ilgili araştırmaların genişletilmesini engellediğini savundu. Kılıçdaroğlu ve Çebi, SPK uzmanları tarafından Kanal 7'nin incelendiğini ve kanal yönetimi hakkında suç duyurusunda bulunulması kararı çıktığını buna karşın SPK yönetiminin söz konusu suç duyurusunu, Cumhuriyet Başsavcılığı'na 19 aydır bildirmediğini öne sürdü.
neticesinde, her iki derneğin olduğu gibi, Almanya'daki Kanal 7 ile Türkiye'deki Kanal 7 televizyon yayınları sorumlularının çok yakın ilişkilerinin olduğu ortaya çıkmıştır" açıklamasına dikkat çekti. Kılıçdaroğlu, "100 yılın iyilik hareketi olarak kurulan Deniz Feneri, insanların temiz ve dini duygularını istismar ederek 100 yılın soygun hareketine dönüşmüştür" dedi.

"BAŞBAKAN ERDOĞAN BU KARANLIK İLİŞKİLERİN NERESİNDE?"

Kanal 7'nin kuruluşunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın önemli katkıları olduğuna değinen Kılıçdaroğlu, "Olay öncelikle yurt dışındaki mütedeyyin, alın teriyle para kazanan insanlarımızın sömürülmesiyle başlamıştır. İnsanların dini duyguları o derece acımasızca sömürülmüştür ki, buna isyan etmemek mümkün değil. Kanal 7 televizyonunun kuruluşu aşamasında Almanya'da para toplamaya giden Kombassan Holdingin Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Haşim Bayram'm yeni kurulacak televizyonu anlatımından sonra söz alan Ayasofya Camii Demeği Başkanı namaz saati gelmesine karşın aynen şunları söylüyor 'Şimdi namaza durmayacağız. Bu mesele şu an namazdan önemli. Namazı biraz geciktirsek de sonra da olabilir. Şimdi biz hepimiz, başta ben olmak üzere sıraya geçeceğiz.' Ve kanal 7 bu anlayışla kuruluyor. Müslümanlığa ihanet edenleri, Müslümanlığı özel çıkarları için kullananları, yani Allah ile aldatanları halkımızın unutmaması gerekiyor. Bunları yapanlar Müslüman olamazlar" diye konuştu. Türkiye'de bu tür karanlık ilişkilerin sorgulanmadığına işaret eden Kılıçdaroğlu, "Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu karanlık ilişkilerin başında var. Peki şimdi bu ilişkilerin neresinde?" sorusunu yöneltti.

"RAPOR HAZIRLANDI, 19 AYDIR SAVCILIĞA SUNULMADI"

CHP Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi ise Kanal 7 hakkında SPK uzmanları tarafından hazırlana ve Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusu bulunulması sonucuna varılan raporla ilgili açıklamalarda bulundu. Almanya'daki Deniz Feneri Derneği davası ile bağlantıları nedeniyle gündeme gelen Kanal 7 hakkında Sermaye Piyasası Kanunu'na aykırı faaliyetleri nedeniyle SPK uzmanlarının 2007 yılında bir inceleme yaptığını anlatan Hamzaçebi, üç kişilik bir uzman grubu tarafından yapılan inceleme sonucunda 01 Mart 2007 tarihinde Denetleme Raporu düzenlendiğini kaydetti. Hamsaçebi, "Raporda şirket yetkilileri tarafından şirketin yurtdışındaki banka hesapları, şirket ortaklarının yurtdışındaki iştirakleri ve şirket ile haklarında izinsiz halka arz isnadı ile Sermaye Piyasası Kurulu tarafından suç duyurusunda bulunulan şirketler ile ilişkileri konularında Sermaye Piyasası Kurulu'na eksik ve yanlış bilgi verilmesi nedeniyle şirket yönetim kurulu başkanı Zekeriya Karaman ile yönetim kurulu üyeleri İsmail Karahan ve Mustafa Çelik hakkında Sermaye Piyasası Kanununun 47/B - 1 ve 49 uncu maddeleri uyarınca Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Raporun düzenlenmesinden buyana yaklaşık 19 aylık bir süre geçmiş olmasına rağmen Rapor Cumhuriyet Savcılığına intikal ettirilmemiştir" açıklamasında bulundu.

"SPK YÖNETİMİ SUÇ İŞLEDİ"

Söz konusu raporun, SPK Denetleme Dairesi üzerindeki "engellemelere" rağmen 28 Haziran 2007 tarihinde Kurul'a sunulduğunu bildiren Hamzaçebi, Kurul'un aynı tarihte konunun incelemeye alınmasına karar verdiğini, kararı ise o tarihte Başkanlık görevinin boş olması nedeniyle ikinci başkan olan Turan Erol ile üyeler Muhammed Emin Özer, Mithat Hızlı, Abdülkerim Emek ve Vahdettin Ertaş'ın imzaladığını anlattı. Kurul Kararından bu yana 15 aylık süre geçtiğine değinen Hamzaçebi, "Buna rağmen rapor uyarınca bir işlem yapılmamış, suç duyurusunda bulunulmamıştır. Esasen ortada Kurulca yapılan bir inceleme de söz konusu değildir. Amaç suç duyurusu gerektiren raporun işleme konulmamasıdır. Daha sonra 20 Temmuz 2007 tarihli, yani seçimlerden 2 gün önce, bir Kurul Kararı ile de rapor işlemden kaldırılmıştır. Suç duyurusu gerektiren bir raporu hukuki bir gerekçe olmaksızın işlemden kaldıran SPK Başkan ve Üyeleri suç işlemektedir" dedi. Hamzaçebi, raporda suç duyurusunun nedenlerinin ise şu şekilde yer aldığını bildirdi:

"Kombassan Holding A.Ş., Kamer Holding A.Ş. ve Aksaray Holding A.Ş. ile Kanal 7 arasındaki ilişkilere ait işlemlerin dayanağını oluşturan defter ve belgeler Vergi Usul Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu'nun zamanaşımına ilişkin hükümleri gerekçe gösterilmek suretiyle ibraz edilmemiştir. Oysa, kanunda zamanaşımı süresi 10 yıl olup zamanaşımı söz konusu değildir. Yapı Kredi Bankası A.Ş. ve Garanti Bankası A.Ş. kayıtlarından hareketle Bahreyn'de bir hesaba para aktarılması ve şirket hesaplarına 'üçüncü şahıs - para yatırma' açıklaması ile farklı kişiler tarafından para yatırılması, söz konusu paraların kısa bir süre sonra çekilmesi veya yasal kayıtlarda ortak olan kişilere virmanlanması veya bu kişilerce hesaplardan çekilmesi, hesaba yatan paraların bir kısmının 'Mehmet Bozkurt teslimatı' ve 'Mustafa Akkaya teslimatı' açıklaması ile şirket hesaplarına girmesi. Bu işlemler şirket hesaplarına giren paraların bir kısmının bağış ve yardım olabileceğinin karinesidir. Esasen SPK uzmanlarının incelediği iddialar arasında Kanal 7 hesaplarına bağış ve yardım paralarının girmesi de vardır. Şirket yetkilileri daha sonra bu durumu SPK'ya, 'yasal defterlerde bu konuda bir bilgi olmaması nedeniyle durumdan SPK yazısı ile haberdar olduk' şeklinde açıklamışlardır. Kanal 7'nin bazı banka hesapları yasal kayıtlarda gözükmemektedir. Kanal 7'nin yurtdışında İş Bankası Gmbh nezdindeki 12 adet hesabına ilişkin olarak yasal defterlerinde herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Kanal 7'nin yurtdışı iştirakleri ile ortaklarının ortak olduğu şirketler hakkında SPK'ya bilgi verilmemiştir."

Hamzaçebi, belirtilen işlemler ve şirket hesaplarına giren paraların bir kısmının yardım ve bağış olabileceği yönündeki iddiaların, şirket yöneticilerinin bilgi vermemesi nedenleriyle sonuçlandırılmasının mümkün olmadığını kaydederek, durumun Sermaye Piyasası Kanununa göre hapis cezası gerektirdiğini söyledi. Hamzaçebi, Cumhuriyet Savcılığınca işlem yapılabilmesi için ise SPK'nın suç duyurusunda bulunması gerektiğine işaret ederek, "Ancak suç duyurusu hiçbir hukuki gerekçe olmadığı halde SPK yönetimince yapılmamaktadır" dedi.

"BAŞBAKAN ERDOĞAN'A ÜÇLÜ GÖRÜŞME SORUSU"

Hamzaçebi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "SPK uzmanlarının Kanal 7 yöneticileri hakkında düzenlediği suç duyurusu raporunun işleme konulmaması için SPK Başkanı Turan Erol'a bir talimat verdiniz mi?" sorusunu yöneltti. Hamzaçebi, Erdoğan'ın "Haziran 2007'de makamınızda Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman olduğu halde SPK Başkanı Turan Erol'u çağırıp SPK uzmanlarının düzenlediği Rapor hakkında üçlü bir görüşme yaptınız mı? Bu görüşmede SPK Başkanından Kanal 7 meselesinin biran önce şirket lehine sonuçlandırılmasını istediniz mi? Bunun üzerine SPK Başkanı Turan Erol'un size 'merak etmeyin konuyu halledeceğim' şeklinde bir beyanı oldu mu?" sorularını da yanıtlamasını istedi.

CHP, CUMHURBAŞKANI'NI GÖREVE ÇAĞIRDI

Hamzaçebi, SPK Başkanı Turan Erol'a yönelik olarak da birkaç soru sordu. SPK uzmanları tarafından düzenlenen, suç duyurusunun konu olduğu Denetleme Raporu'nun resmiyet kazanmadan rapor taslağı ve ekleri ile beraber Kanal 7 yetkililerine verip vermediğini yanıtlanmasını isteyen Hamzaçebi, "Raporun işleme konulmaması için Sermaye Piyasası Kurulunca 20 Temmuz 2007 tarihinde karar alınmış mıdır? Bu Kararın 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce alınması için size bir baskı yapılmış mıdır? Kanal 7 hakkındaki incelemenin suç duyurusu talebiyle sonuçlanması üzerine incelemeyi yürüten Denetleme Dairesinin başkanı olan Celali Yılmaz'ın istifasını istediğiniz doğru mudur? Bu olmayınca bu birimi adı geçenden alarak doğrudan kendinize bağladınız mı? Kanal 7 banka hesaplarının yasal kayıtlarda gösterilmemesi ile ilgili olarak SPK uzmanlarının raporundaki öneri doğrultusunda Sermaye Piyasası Kanununun 24 üncü madde hükmü uyarınca Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı'na bildirimde bulundunuz mu?" sorularını yöneltti.

Hamzaçebi, söz konusu olayın aydınlanması için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü göreve davet ettiklerini söyledi.

"HIRSIZIN SAĞCISI, SOLCUSU OLMAZ"

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, gazetecilerin milletvekili Bayram Meral'in oğlunun eski sendikasından maaş aldığı yönündeki iddiaları hatırlatması üzerine, "Biz her zaman bir söyledik toplu iğnenin ucunda kim olursa olsun hükümeti gerekeni yapması için göreve çağırdık. Herkes hesap vermelidir. Bu iddialar gerçekse böyle bir şey varsa hükümet, hatta Cumhuriyet Başsavcıları harekete geçmelidir. Biz bu konuda hiçbir ayrım yapmıyoruz. Hırsızın sağcısı solcusu olmaz. Parlamentonun saygınlığını korumalıyız" dedi.

Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri ve Kanal 7 konusunda, medya kuruluşlarına da seslenerek, "özellikle sağcı medya kuruluşlarına sesleniyorum Müslümanlık üzerinden insanları kullanan SPK Başkanı Turan Erol ve Zahid Akman'ı masaya yatırsınlar. Başbakan da konuşsun. Konuşursa kendisine uzanacağını zaten biliyor" dedi. Kılıçdaroğlu, Kanal 7 çalışanlarına çok saygı duyduklarını belirtirken, "Bizim sorunumuz Kanal 7'nin patronlarıyla" dedi.

17/3/2008

"TüRKIYE'YI ILIMLI iRAN'LASTIRMA"

AMERIKA, aynen son dönemde BARZANI ILE OLMAZ dediği gibi TÜRKIYEYI ILIMLI İRAN’LAŞTIRMA” FIKRINDEN DE VAZGEÇTI Mi?.. İlginç bir değerlendirme. Aşağıdaki yazıyı okumanızı öneririm. Sevgilerimle. Tuncay

Yiğit Bulut
Vatan 17/03/2008
PKK’DAN SONRA SIRA “IRTICADA” DEDIK AMA...

Bölücülükten sonra sıra “irticada” dedik ama... Sakalımız yok ki; dinletemedik! Sevgili dostlar, 29 Şubat tarihinde, Kuzey Irak operasyonundan sonra, Türk Devleti’nin “iki ana düşmanından” diğerine yani ayrılıkçı terörden sonra “en azılı” tehdit olarak algıladığı irticaya karşı “sert adımlar” atacağını PKK’DAN SONRA SIRA KIMDE?” başlıklı yazı ile sizlere aktarmış ve “biten Kuzey Irak operasyonunun” hemen sonrasında, “içeride” irticai faaliyette bulunuyor diye algılanan her türlü odağa karşı bir “operasyon” BAŞLAYACAĞINI IDDIA ETMIŞTIM... O gün beni “hayalcilikle” suçlayanlara, yaşananlar sonrası, o yazıdan bazı bölümleri yeniden aktarıyor ve bir cümle ile bitirmek istiyorum;

BUNDAN SONRA “EKONOMIK KRIZ” VE “SIYASI DEĞIŞIM” DAHIL NELER OLACAK DIYORSANIZ,

TÜRK DEVLETI’NIN “GÜNDEMINE” VE ABD’NIN “İRAN OPERASYONUNUN” DETAYLARINA DIKKAT EDIN!

İşte “SIRA IRTICA ILE MÜCADELEDE” dediğim yazının bazı bölümleri;

“...TSK tarafından kaleme alınan “tehdit” tanımlarına bakarsanız, iki ana unsur öne çıkar; bölücü terör ve irtica... TSK için Türkiye Cumhuriyeti için “en” olarak tanımlanabilecek bu iki dinamiğin de “birbirinden farkı” yoktur ve içeriden-dışarıdan hangi seviyede destek bulursa bulsun, bu unsurlara karşı “mücadeleye” ara verilemez... Peki bu tehdit unsurları “dışarıda” nereden odaklanır ve Türkiye için en yakın “tehlike” nereden gelir? Sınır içinde yerleştikleri bölge, makam gibi detayları ayrı bir tartışma konusu olarak ayırır ve yakın çevremize bakarsak; Türkiye için “ayrılıkçı terörün” yerleştiği-yayıldığı bölge olarak “Kuzey Irak”, irticai unsurların kaynak ve destek bulduğu bölge olarak da İran tanımlanabilir...

Daha iddialı bir tanımla; Türkiye, Kuzey Irak’ı alamazsa, buradaki dinamik Diyarbakır’ı alır...

Türkiye’deki rejim İran’ı durduramaz-sınırlayamazsa; İRAN, TÜRKIYE “IÇINE” YAYILIR...

Bu noktada bir tespit yapmam gerekli; Kuzey Irak ile orada yerleşik “Barzani merkezli” yayılmayı, İran derken orada yerleşik “şeriat” rejimi odaklı tezi kastediyorum... Bu tespitler sonrası soralım; 2001’den beri Kuzey Irak’a “dur” diyemeyen Türkiye, son dönemde buranın “belini” kırarken, içeride ve dışarıda “irticai” dinamiklere karşı da aynı hareketi yapabilecek mi ?... Geçtiğimiz 4 ay içinde ABD’nin “Kürt Devleti projesinden” kesin vazgeçtiğini sizlere aktarmış ve yaşanabilecek değişime dikkat çekmiştim. Bu bir “tutum” değişikliğiydi.

Bugün size başka bir değişiklikten bahsetmek istiyorum. Bugüne kadar BOP gereği “ılımlı din devleti” modelini Türkiye’ye “uygulatma” görüşünde olan AMERIKA, aynen son dönemde “BARZANI ILE OLMAZ” dediği gibi “TÜRKIYE’YI ILIMLI İRAN’LAŞTIRMA” FIKRINDEN DE VAZGEÇTI...

Bu noktada çok hayati bir soru soralım; İran’a yapılacak kapsamlı bir saldırı hatta yıllar sürecek bir savaş için TÜRK HALKININ DESTEĞI NASIL KAZANILIR? Cevap çok zor değil; irtica tehlikesini sonuna kadar yaşayan hatta İran olma sınırından dönen bir Türkiye, Amerika’nın “İran saldırısı” için “bulunmaz bir müttefik” haline gelir. Yukarıdaki cümle daha da anlamlı olur; TÜRKIYE, İRAN’I ALAMAZSA, İRAN TÜRKIYE’YI ALIR!..

SON SÖZ:

Yukarıdaki analizi okuyunca şöyle bir sonuca varmayın; AMERIKA ISTIYOR BIZ DE YAPIYORUZ. HAYIR.

TSK her zaman bağımsız bir şekilde “doğru” bildiğini yapıyor. Tek fark; bugüne kadar “başka tezlere inandığı” için AMERIKA, “açık-kapalı” birçok yöntemle TSK’nın iki ana tehdit unsuru ile mücadelesinde zaman zaman “KÖSTEK” OLDU... Şimdi daha doğrusu belli bir süredir “ORTADOĞU’DA TÜRKIYE’SIZ OLMAZ” noktasına gelen AMERIKA, Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti tehlikesinden, içeride “irticai faaliyetin” zirve yaptığı “din devleti” tehlikesinden dönmüş, VAR OLANIN DEĞERINI “DAHI IYI ANLAMIŞ” BIR TÜRKIYE’YI “YANINDA GÖRMEK” ISTIYOR...

Bu dinamik “AYRILIKÇLARDAN” sonra içeride ve dışarıdaki “IRTICAI” UNSURLARA “SIRA GELECEĞINI” GÖSTERIYOR...

“ABD bizim arkamızda, BOP gereği din odaklı Türkiye istiyor” DIYENLERE DUYURULUR.

Not 1: Bu yaz
ıyı okuyunca “DAVAYI TSK MI AÇTI KI!” diyebilirsiniz. Yukarıda anlattığım dinamik “silahlı mücadele ele alındığı” için TSK odaklı olsa bile asıl “kast edilen” ve “her tehdite karşı mücadele edecek” denilen dinamik “DEVLET”... TSK da Yargıtay da “DEVLET çarkının bir parçası”, AMA HÜKÜMETLER DEĞIL!

Türkiye’de yapılan “en büyük hata da burada” . HÜKÜMETLER “DEVLET ÇARKININ PARÇASI DEĞIL, GEÇICI OLARAK IŞLETMECISI” ...

Not 2: Bu yaz
ı sonrası bir detayı belirtmem gerekli; dikkat ederseniz, AB kapatma davasına sert tepki gösterirken, Amerika’dan “herkes hukuk ne diyorsa uymalı” açıklaması geldi...(Buna pek katılmıyorum, Umarım Yiğit Bulut Haklıdır, Tuncay)

6/2/2008

"Çalsın AMA iş yapsın" temennisi, nihayet kanun oluyor.

Allah memlekete hırsızın hayırlısını versin kardeşim

"Çalsın AMA iş yapsın" temennisi, nihayet kanun oluyor.

"Nası yani?"
derseniz...

Hükümetimiz, Vakıflar Kanunu çıkarmaya çalışıyor. Bu kanun, hırsızlık, dolandırıcılık, hileli iflas, üçkáğıtçılık, haysiyetsizlik, şerefsizlik, adilik, namussuzluk gibi suçlardan mahkûm olan kişilere de, vakıf kurma imkánı veriyor.
Çünkü...
Hükümetimiz adına açıklama yapan Başbakan Yardımcımız, aynen şöyle diyor:
"Hırsız ya DA dolandırıcı, hayır işi yapmak istiyorsa, yapamazsın deme hakkımız olmadığı inancındayız."

Bir daha yazayım...

"Hırsız ya DA dolandırıcı, hayır işi yapmak istiyorsa, yapamazsın deme hakkımız olmadığı inancındayız."

Bir daha yazayım mı?

Reformdur bu, reform.
Kerhaneciyi vergi rekortmeni yapan sistemin varsa... Hayali ihracatçıya takdir plaketi veren bakanların varsa... Dindarım diye milleti dolandıranın mağaza kurdelesini milletvekillerin kesiyorsa... Askeri ihalede katakulli yaptığı için yargılanan müteahhidi, şeref tribününde yanına oturtan generalin varsa... Para gelsin de nerden gelirse gelsin ayaklarıyla, şeriatçıya madalya takan zihniyetin varsa... Hortumcuya damardan girip, hortumlama sanığını Çankaya Köşkü'ne davet Eden rejimin varsa...
"Çalsın AMA iş yapsın" diyen kanunun DA olmalıydı mutlaka.

Atatürk'e küfredeceksin.
Devrimini tasfiye edeceksin.
Bilimi reddedeceksin.
Hukuku ulemaya devredeceksin.
Rektörleri kovacaksın.
Türban namustur, diyeceksin.
İtirz edene, dinsiz damgası vuracaksın.
Sonra...
"Hayır işi yapsın" diye dolandırıcıya, hırsıza vakıf kurduranı, alkışlayacaksın!
Az bile, AZ.

"Devletin malı deniz, yemeyen keriz" kanunu DA lazım bu ülkeye...

"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" yönetmeliği lazım... "Adaaam sen de, salla başını, al maaşını" önergesi lazım... "Gelen ağam, giden paşam" tasarısı şart... "Deveyi havuduyla götürrrr" tüzüğü lazım...

Çalsın AMA iş yapsın...
Nihayet kanun oluyor.
Hayırlara vesile olur inşallah.

1/2/2008

Türban'a gösterilen duyarlılık neden Alevilere gösterilmiyor

AKP ve MHP’nin türban tasarısını sert bir dille eleştiren Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, türban konusunda gösterilen duyarlılığın neden Alevilere gösterilmediğini sordu. Dinçer’in açıklaması şöyle:



Seçimden önce birbirlerine sert eleştiriler yönelten ve Türk-İslam sentezci politikaları savunan AKP ve MHP, Anayasa’nın çeşitli maddelerinde değişiklik yaparak “türban sorunu”nu aşmayı planlıyorlar. Şimdiden toplumda yeni kutuplaşmalar ve gerginlikler yaratmaktan öte gitmeyen bu çabaların büyük ölçüde “türban” üzerinden siyasi rant sağlamaya yönelik olduğu açıktır.

Türban üzerinden yürütülen tartışmaların, diğer pek çok sorunun üzerini örterek, laiklik-şeriat tartışmaları arasına sıkıştırılması, soruna sağlıklı ve gerçek anlamda bir çözüm üretilmesinin önünü kapamaktadır.

Öncelikle, ister “başörtüsü”, ister “türban” olarak adlandırılsın, genel olarak kılık-kıyafetin eğitim sisteminde sorun haline gelmesinde ve getirilmesinde gelmiş geçmiş tüm hükümetler sorumludur. Kılık-kıyafetin başta eğitim olmak üzere, tüm alanlar üzerinden tartışılmasında AKP, kendisinden önceki iktidarları aşan bir çaba içindedir.

Devlet bir yandan kendini laik olarak ilan edip, diğer yandan Diyanet Işleri Başkanlığı üzerinden dini düzenlemeler yapması, okullarda zorunlu din derslerinin olması, imam hatip liselerinin varlığı gibi konuları hiç tartışmaya açılmaması düşündürücüdür. Ayrıca özellikle son dönemde eğitim sistemi içinde özellikle Alevilere yönelik ayırımcı uygulamalar karşısında “türban” konusunda olduğu kadar tepki gösterilmemesi anlamlıdır.

Yıllardır devlet politikası olarak benimsenen bu anlayış ve düzenlemeler, sadece kişilerin özgürlüklerine müdahale anlamına gelmemekte, aynı zamanda toplumda bölünme ve kutuplaşmaları sürekli diri tutan bir işlev görmektedir. Soruna bu açıdan bakıldığında, üniversitede türban serbestisi sağlamanın sorunu çözmeyeceği ortadadır. Öte yandan büyük bölümü siyasi iktidar tarafından kuşatılmış olan kamusal alan ve hizmetlerdeki ayırımcı yaklaşımlar, hiç de halkın çıkarına olmayan toplumsal bölünmüşlüğü arttırarak geleceğe taşıma potansiyeline sahiptir.

AKP ve destekçileri, yıllardır halkın inanç, gelenek ve beklentilerinin istismarını bir siyaset tarzı benimsemekte, her konuda olduğu gibi bu konuyu da kendisine politik rant sağlayacak şekilde “çözmek” istemektedir. Temel insan hak ve özgürlüklerinin, Başbakan’ın yaptığı gibi, türban sorununa indirgenerek açıklanması, demokratik haklar ve özgürlükler açısından hala geri bir ülke olan Türkiye açısından endişe vericidir.

Oysa sorunun boyutları çok daha geniştir. Türkiye gibi yıllarca Sünni-Hanefi mezhebinin resmi din muamelesi gördüğü ve yurttaşların yüzde doksan dokuzun bu mezhepten olduğunun propaganda edildiği, din derslerinin zorunlu olarak okutulduğu bir ülkede, laikliğin gerçek anlamına uygun olarak yaşandığını söylemek zaten mümkün değildir.

Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğünün tartışılması sorunu sadece “türban” çerçevesinde ele almayı değil, zorunlu din dersi uygulamalarının kaldırılması, farklı din ve mezheplerden olanlara karşı ayrımcı uygulamalardan vazgeçilmesi için somut adımlar atmayı gerektirir. Ayrıca demokratik hakları için mücadele edenlere karşı tahammülsüz davrananların, kendilerini özgürlüklerin savunucusu olarak yansıtmasının hiçbir samimi tarafı yoktur.

Türban tartışmalarıyla toplumda yeniden kutuplaşmalar yaratılmasına, halkın tekrar laik-şeriatçı şeklinde bölünerek egemen politikalara yedeklenmesine izin verilmemelidir.

Alaaddin Dinçer / Genel Başkan

EĞİTİM -SEN (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası)

24/1/2008

Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi

Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük
Dövüldük, vurulduk, asıldık...
Vurulduk ey halkım, unutma bizi
Yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi.
Ölümcül hastaydık.
Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
Vicdan sustu.
Hukuk sustu.
İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
Hastaydık.
Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik
önlerine.
Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek
kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi.
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi.

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi.

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.

ÖFKELERİNİ BİR GÜN BİLE KARŞISINDAKİLERE
BAĞIRMAMIŞ İNSANLARIN GÖZLERİ ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜK.

Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım, unutma bizi.
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz

ey halkım, unutma bizi.

UĞUR MUMCU

« Önceki ::